Adakları Kimler Yiyemez?
“İçimden bir ses, bekle, sabırlı ol diyor, ama o anki duygularımı bir kenara koyup sadece mantıklı düşünmek… o kadar zor ki…”
Bir Gece, Bir Adak ve Büyük Bir Hüzün
Kayseri’de bir kış akşamıydı. Havanın soğukluğu, içimi de titretirken, dışarıda kar taneleri ağır ağır düşüyor, her şey bembeyaz oluyordu. Kafamda bir sürü düşünceyle odama geçtim, günlüklerim bana hep bir şekilde rahatlık verirdi. Çoğu zaman yaşadıklarımı yazmak, duygularımı kağıda dökmek, içimdeki karmaşayı hafifletiyordu. Ancak o gece, yazacaklarım bir hikaye değil, çok daha gerçek bir şeydi. Düşüncelerim hâlâ bir karmaşaydı, tıpkı o kar tanelerinin savrulup durduğu gibi.
Geceyi bitirecek olan dua, içimden çıkıp, dilimden dökülecek adak sözüydü. “Adakları kimler yiyemez?” sorusu kafamı kurcalıyordu. Adak… Bütün o geleneksel ritüeller, annemin anlatımları, büyüklerimin öğütleri… Ama o an bana öyle geliyordu ki, adak sadece bir kelime değil, insanın içine işleyen, çok derin bir anlam taşıyan bir şeydi.
Bir hafta önce, babamın hastalığıyla ilgili aldığımız o korkutucu haberle yıkılmıştık. Kendi içimde, kendime söz verdim. Babamın sağlığına kavuşması için dua edeceğim ve ona adak adayacağım. Hedefim belliydi: babamı iyileştirecekti, başka hiçbir şey düşünemezdim. Bu, yalnızca dua etmekle kalmayıp, bir anlamda bir “ödül” gibi hissediyordu. Kendime olan güvenim, adak sözüyle birbirine bağlanmıştı.
Ancak o gece, aklımı kurcalayan soru, “Kimler adak yiyemez?” sorusuydu. Hangi insanlar, hangi kalp kırıklıkları ve içsel boşluklar adakları, duaları kabul edebilir? Kimlerin ruhu buna layıktı?
Adak ve İçsel Mücadele
Annemin mutfakta, en çok dua edilen tarifle hazırladığı yemekten yayılan kokular bir yandan beni rahatlatsa da, bir yandan duygularımı sarmalayan bir hüzün vardı. “Adakları kimler yiyemez?” sorusu, kalbimde yankı yapıyordu.
Birkaç yıl önce, annemin en yakın arkadaşı, başına gelen talihsizliklerle ilgili bir adak yapmıştı. Ne yazık ki, o adak gerçekleşmedi. İhtiyaçlarını karşılayamamış, evinde yalnız kalmış, hayatındaki kayıplarla baş başa kalmıştı. Bazen insanlar, daha fazla sahip olabilmek, daha fazla kazanabilmek için dua ederken, içindeki boşluğu bir türlü dolduramazlar. O geceyi hatırlıyorum; annemle birlikte oturup adakları konuşmuştuk. O zamanlar, büyüklerimin söyledikleri ne kadar doğruymuş! “Adaklar, sadece saf ve temiz kalp ile yapılmalıdır,” demişti. Anlatırken gözleri dolmuştu annemin. “Bir adak, sadece ihtiyacı olan, gerçekten samimi bir niyetle yapılmalı,” diye eklemişti. O sözleri, hala unutamadım.
O anda, içimde bir şey kırıldı. Belki de adak, sadece sağlıklı bir niyetle yapılmalıydı. Çünkü samimiyet, bir adak için en önemli şeydi. Yoksa, adakları kimse yiyemezdi; ne ben, ne de annemin arkadaşı. İçindeki saf duygularını kaybetmiş, kalbi kırık bir şekilde adak yapmak neye yarardı?
Kaybolan İman ve Yeniden Başlamak
Günler geçtikçe, babamın sağlığına kavuşabilmesi için dua ederken, hissettiğim şey değişmeye başladı. Dua etmeye başladıkça içimdeki o sabırsızlıkla birlikte, ona adadığım yemin daha da büyüdü. Ama bu yeminle birlikte, babamın iyileşmesini dilerken, bir yandan da içimdeki güvensizliğin farkına vardım. Belki de hepimizin, kaybolmuş bir inancı vardı; kaybolmuş bir umut, duygusal olarak bir şeyi kaybetmiş, yitirmiştik.
Bazen insanlar kayıplarından sonra, adaklar yapar ama aslında yapmadıkları şey, içlerinde kaybolan şeydir. Çünkü samimi olabilmek, iyi kalpli olmak her zaman kolay olmuyor. O an düşündüm, “Adakları kimler yiyemez?” Kimse, içindeki gerçek inancı kaybetmemeliydi. Çünkü eğer o saf niyeti kaybedersen, o adak hiçbir anlam taşımazdı.
Bir Arayış ve Yeni Bir Başlangıç
O gece, bir adak daha yapmam gerektiğine karar verdim. Babamın iyileşmesi için değil, kendi içimde kaybolan duyguları bulmak için. Herkesin bir kayıptan sonra bir şeyleri yeniden bulması gerekiyordu. Bu, duygusal bir yeniden başlamak gibiydi. Yalnızca adakları kabul etmek, bir kalbi tamamen sağaltmakla alakalı değildi. İçsel bir yolculuğa çıkmak, hem ruhsal olarak hem de duygusal olarak insanı yenileyen bir süreçti.
Kayseri’de, soğuk akşamlar hala devam ederken, kalbimde bir şey değişmişti. Her adak, yalnızca insanın içindeki temizlikle ilişkiliydi ve gerçek bir samimiyet, gerçek bir inançla yapılmalıydı. Adak, sadece dile getirilen sözler değil, bir hayat biçimiydi. Artık biliyorum ki, “Adakları kimler yiyemez?” sorusunun cevabı, saf niyetini kaybetmiş, içindeki sevgiyi unutmuş ve kalbi kırık olanlardı.
Ve işte o an fark ettim: Belki de adaklar, her zaman insana değil, kalbine layıktır.